Ne zamandır yazmıyordum. Takip ettiğim, sevdiğim bir grubun en sevdiğim çalışmasını tanıtayım dedim.
Bence bu Bayhan’ın bariz golü. Aylar önce görmüş sevmiÅŸtim, duyurmak ÅŸimdiye kısmet oldu. Bayhan’ın ofsayt gerekçesiyle sayılmamış bariz gölüdür “Cezayir MenekÅŸesi”.
Müzik: Bayhan Gürhan
Söz: Kutlu Esendemir
Klip: Banu Acun

Yazayım da halkım aydınlansın. Bilgisayar insanın sosyal hayatını kötü etkilemiyor arkadaşlar. Bu konu bir aralar çok konuşuldu, dedim yenidir normaldir ama hala televizyonda aynı dayanaksız tartışmayı görünce dayanamadım beyin sahibi insanları okuyup anlamaya davet ediyorum.
İlk çaÄŸlar. Av mav olayından sonra ortada toplaşılır, ateÅŸ yakılır yemek içmek. Çok sosyal. Muhabbetler, espriler, el ÅŸakaları havada uçuÅŸuyor derken ateÅŸin önündeki çaydanlığın gölgesi duvarda dalgalanırken file benzetir insanlar. YavaÅŸ yavaÅŸ çok meÅŸhur olur bu gölge oyunu. Günün belirli saatleri insanlar bunu izlemeye gider. Birileri şöyle der: “Gölge oyunu insanı asosyalleÅŸtirdi”.
Hikaye olarak yazıp lafı uzatmaya gerek yok. Sıralamanın doğru olmadığını bilerek şöyle bir liste yapalım.
Tiyatro çıkıyor haliyle millet gidiyor: “Tiyatro insanı asosyalleÅŸtirdi”.
Resim çıkıyor millet sergi falan gidiyor: “Resim insanı asosyalleÅŸtirdi”.
Müzik çıkıyor millet konser falan: “Müzik insanı asosyalleÅŸtirdi”.
Kitap çıkıyor millet eve kapanıp kitap okuyor: “Kitap insanı asosyalleÅŸtirdi”.
Gazete çıkıyor millet dedikodu yerine gazete okuyor: “Gazete insanı asosyalleÅŸtirdi”.
Porno çıkıyor millet eline abanıyor: “Porno insanı asosyalleÅŸtirdi”.
Sinema çıkıyor millet karanlık salona girip susuyor: “Sinema insanı asosyalleÅŸtirdi”.
Radyo çıkıyor millet sus sus bak ne diyor diyor: “Radyo insanı asosyalleÅŸtirdi”.
Televizyon çıkınca millet evden çıkmaz oluyor zaten: “Televizyon insanı asosyalleÅŸtirdi”.
Çizgifilm çıkıyor çocuk milleti evden çıkmaz oluyor: “Çizgifilm insanı asosyalleÅŸtirdi”.
…
Of milyon tane yazabilirim daha. Son olarak da internet çıktı millet bilgisayarın başından kalkmıyor: “İnternet insanı asosyalleÅŸtirdi”. Hayır benim aklımın almadığı ne sosyal bir yaratıkmış insan da bu kadar asosyalleÅŸe asosyalleÅŸe bitemedi.
İki notum var ki önemlilerdir:
1. Adamlar(tek adam da deÄŸil Frederic Barbier ve Catherine Bertho Lavenir) koca kitap yazmışlar Medya Tarihi hakkında. Adını da “Medya Tarihi” koymuÅŸlar ki normal. Medyada bunca yıl olan geliÅŸmeleri çok da güzel bir dil ve araÅŸtırmayla yazan bu ikiliyi kitabı sonuna kadar okumadığında adam sanarsın. Burada uzatmayayım buraya alalım.
2. Şöyle bir yerim var artık. Çoktan beri vardı da şimdi kullanıyorum. Buraya yazılmasını doğru bulmadığım, belki biraz daha küfürlü, öfkeli kısa yazıları orada topluyorum. Bekleriz.
Sanıyorduk ki hoÅŸgörü günden güne artıyor. Daha doÄŸrusu ben öyle sanıyordum. Dönem dönem bazı konularda fanatik giriÅŸimler oluyor fakat genel olarak gün geçtikçe her konuda yumuÅŸadığımızı sanıyordum ki tuvalete girdim. Eylül sayısı muhteÅŸem olan Koala Dergisini 3. kez okumak istemediÄŸimden kardeÅŸimin muhtemelen okul sebebiyle okuduÄŸu “Dede Korkut Hikayeleri” isimli kitaptan Deli Dumrul’un hikayesini okudum. Belki herkes biliyordur da edebiyatla aram iyi olmadığından ben bu yüzyıllar önce yazılan hikayelerde Allah’ın Deli Dumrul’a “Bre deli kavat…” diye hitap ettiÄŸini yeni okuyabildim. YaÅŸadığımız yılda biri Allah’ı(Tanrı deÄŸil islamiyetteki Allah) böyle konuÅŸtursa kopacak yaygaraları izleyeceÄŸimizden tee ne zaman yazılmış ve efsaneleÅŸmiÅŸ bu öyküleri halkın bu kadar sahiplenip sevmesi… Karışık galiba?
Hikayeye buradan ulaşabilirsiniz. Bir de sanırım tabletim yavaş yavaş ölüyor.

Başımı alıp gittim de ne oldu!
Hikâyenin sonu şöyleydi: Hani doktorlar, kanser tedavim için beni hastane odasına mahkûm etmiÅŸlerdi ya… Ben de başımı alıp Bodrum’a gitmiÅŸ, hayatımı bir yelkenlide geçirmeye baÅŸlamıştım ya… Harika bir yazdan sonra bir otelde kaldım. Klimayı açıp, keyif çattım. Sonrası ne oldu? Ne olacak, kuyruÄŸu bacaklarımızın arasına kıstırıp, hastaneye geri döndük. Hem kanser hem de zatürree olmuÅŸum. Kanseri yendik! Zatürreede dalga geçtik! Ama… Aması ÅŸurada… Anlatayım… Kanseri bir kez daha yenmenin mutluluÄŸunu yaÅŸarken, mutsuz oldum. Bodrum’da cehennem gibi sıcakta ilk kez bir ÅŸey yaptım. EÅŸim Sevinç için yaptırdığım klimayı çalıştırdım, karşısında uyudum. Sonuç felaket! Bir süre sonra nefes alamaz, yürümekte zorluk çeker oldum. OÄŸlum Mesut’un yemin töreni için gittiÄŸim Kars’ta yüksek rakımda kötü oldum. Hikâyenin ÅŸimdiki sonu şöyle; ciÄŸerlerime klimadan dolayı virüsler girmiÅŸ, mantarlar oluÅŸmuÅŸ. Sürekli antibiyotik ve oksijen tedavisiyle ben deÄŸil, doktorlar savaşıyor. Komik olan da ÅŸu: Bir mantarı yenmek, kanseri yenmekten biraz zor olacak. Okurlara! Kimsenin moralini bozmak istemem. Hele benim, kanser yoldaÅŸlarımın asla… Zaten onlara güzel haberlerim var. Kanseri ‘akıllı bomba’ ismi verilen bir ilaçla yendim. Elim kalem tutunca söz, her ÅŸeyi yazacağım. Biraz sabır ve anlayış, lütfen. Biliyorum ki ben sizler için umudun umuduyum! Teslim olmak yok, geri çekilmek yok. SavaÅŸa devam! Sevgili okurlar! Ne zaman iyileÅŸirim bilmiyorum. Tek bildiÄŸim ÅŸey, yazabileceÄŸim an yazacağımdır. Özel mesaj: Bu, hastane odasından yazılan belki de çok duygusal, belki de okurları ilgilendirmeyen mesajdır. Bu mesaj benim her zamanki dostum Hıncal ustaya. “Beni niye aramadın?” deme. Ama sana ulaÅŸmam ancak bu ÅŸekilde oluyor. UlaÅŸsam bile konuÅŸamam ki! Hıncal aÄŸabey, bir aydır, hastayım kimselere söylemedim. Åžu zor günlerimde kırıcı ve incitici söz ve yazıların (Benim üzerimden, benim iyileÅŸmem için çırpınan Genel Yayın Yönetmenim Ergun Babahan’ı eleÅŸtirmen de şık deÄŸil) beni ve seni sevenleri çok üzüyor. “KardeÅŸim,” dediÄŸin Kazım’ı 40 yıldır binlerce yazısından tanırsın. Bilirim seversin de… Bir söz için bana düşman oldun. Ricam ÅŸudur; ÅŸimdilik biraz bekle, lütfen. İyileÅŸtikten sonra o kırıcı ve incitici eleÅŸtirilerini yapmaya devam edersin. O zaman bile tek kelime söylemem! Öyle deÄŸil mi Öcal aÄŸabey, HaÅŸmet kardeÅŸ?

“Ben kanserden ölmeyeceÄŸim!” dedi, güzel bir ataktan sonra ÅŸerefsizce geliÅŸen kontradan yedi golü, yedik. Kanserle savaÅŸmaya baÅŸladığından beri tertemiz BeÅŸiktaşımız kirlenmeye baÅŸladı, BeÅŸiktaÅŸlılık nedir sorusuna yanıt veremeyecek yöneticiler, baÅŸkanlar, futbolcular doldurdu kulübü. O herÅŸeyin üstünde tuttuÄŸu BeÅŸiktaÅŸ’ın bu halini görerek daha da hırslandı daha sert yazmaya baÅŸladı. HerÅŸeye ramen bu sene ÅŸampiyon olacağımıza inanıyordu, göremeden gitti. EÄŸer futbolcularımız, yönetimimiz Kazım Kanat’ın bu son isteÄŸini yerine getiremeyecek kadar ÅŸerefsizlerse BeÅŸiktaÅŸ tekrar “halkın takımı” olana kadar aÄŸzımdan BeÅŸiktaÅŸ çıkmayacaktır.
Karşılıksız sevgiden çok daha fena bana göre. Kime bu öfken arkadaşım? Bir de ÅžiÅŸli taraflarından fotoÄŸrafımız var ki hikayeyi ölümsüzleÅŸtiren Gülçin’le Tom’un aynı civarda 3 ila 5 arasında yuvası olduÄŸunu tespit ettik.

Hangi şerefsiz? Şizofren mesajı gibi.

Bir anda milyonlarca ışık yılı uzaÄŸa gidebilsek ordan öyle bir teleskobumuz olsa ki dünyayı yakından görebilsek iÅŸte o teleskopla Google Earth görüntüsünde de olsa eski uygarlıkları, savaÅŸları vb. ÅŸeyleri canlı canlı izleriz. Ben bir de çay söylerim ki…
- Anı (2)
- Belirsiz (3)
- Blog Hakkında (1)
- Gezdik Gördük (2)
- İnternet (1)
- Uncategorized (27)



